Payını almak bir deyim mi ?

Simge

Global Mod
Global Mod
Bu yaklaşımını küçümsemek mümkün değildi. Gerçekten de mülkiyet gibi konularda stratejik düşünmek, belgeleri kontrol etmek ve uzun vadeli sonuçları hesaplamak büyük önem taşıyordu.

Fakat Selma'nın da güçlü bir noktası vardı.

O, komşularla tek tek konuşuyordu.

Mahallede yaşlı bir kadın olan Emine Hanım, “Ben bu arsanın önünde eşimi beklerdim gençken,” demişti ona.

Başka biri, çocuklarının ilk bisikletlerini orada sürdüğünü anlatmıştı.

Bir başkası ise arsaya küçük bir park yapılması fikrini ortaya atmıştı.

Selma bütün bunları not ediyordu.

Onun yaklaşımı “duygusal olduğu için daha doğru” değildi. Tam tersine, kararın insan ilişkileri üzerindeki etkisini hesaba katıyordu.

Murat riskleri sayısal olarak görüyordu.

Selma ise sosyal maliyetleri görünür hâle getiriyordu.

Nermin sonunda ikisine de şunu söyledi:

“Biriniz rakamları topluyor, diğeriniz insanları. Belki de ikisine de ihtiyacımız var.”

Bence hikâyenin en önemli cümlesi buydu.

Çünkü erkeklerin stratejik, kadınların ise empatik olduğu gibi katı bir ayrım yapmak doğru olmaz. Murat'ın çevresindeki bazı kadınlar son derece hesapçı ve stratejik davranırken, Selma'nın yanında bulunan erkek komşular da mahallenin duygusal bağlarını savunuyordu.

İnsanları cinsiyetlerinden çok, deneyimleri, sorumlulukları ve karakterleri şekillendiriyordu.

Yine de hikâyedeki Murat ve Selma üzerinden iki farklı problem çözme biçimini yan yana görmek öğreticiydi: biri öncelikle “Ne yapılabilir?” diye soruyor, diğeri “Bu karar insanları nasıl etkiler?” sorusunu öne çıkarıyordu.

İdeal karar ise belki de bu iki sorunun aynı anda sorulmasıydı.

Payını Almak Bazen Kazanmak Değildir

Sonunda aile arsayı hemen satmamaya karar verdi.

Önce hukuki durum netleştirildi. Ardından mahalle sakinleriyle görüşüldü. Arsayı tamamen ticari bir projeye dönüştürmek yerine, bir bölümünün ortak kullanım alanı olarak değerlendirilmesi konusunda fikirler ortaya çıktı.

Murat bunun ekonomik açıdan gerçekten uygulanabilir olup olmadığını araştırdı.

Selma insanların ihtiyaçlarını ve beklentilerini toparladı.

Nermin ise iki taraf arasındaki iletişimi yürüttü.

Sonuç kusursuz değildi.

Zaten gerçek hayatta kusursuz sonuçlara pek rastlamıyoruz.

Ama herkes bir şekilde kendi payını aldı.

Kimi maddi değer elde etti.

Kimi yıllardır kullandığı mahallenin bir bölümünü korudu.

Kimi ise bir kararın yalnızca tapudaki rakamlardan ibaret olmadığını öğrendi.

İşte o gün “payını almak” ifadesini ilk kez farklı düşündüm.

Çünkü insan bazen bir şeyden payını alırken aslında kazanmıyor olabilir.

Bir krizden payını alır.

Bir başarının sorumluluğundan payını alır.

Bir hatanın sonucundan payını alır.

Bir toplumun dönüşümünden payını alır.

Hatta bazen başkasının mutluluğundan bile payını alır.

Bugün “Payını Almak” Dediğimizde Ne Anlıyoruz?

Dil yaşayan bir şey.

Kelimeler insanların hayatlarıyla birlikte anlam genişletiyor.

“Payını almak” da bunun güzel örneklerinden biri.

Bir bakıma bu ifade, Türkçenin paylaşma ve sonuçlarla yüzleşme fikrini aynı anda taşıyor.

“Payını almak” bazen hakkını elde etmek anlamına geliyor:

“Çalışmasının karşılığında payını aldı.”

Bazen bir başarıya katkıda bulunmayı anlatıyor:

“Takımın başarısında o da payını aldı.”

Bazen ise olumsuz bir sonucu ifade ediyor:

“Bu ekonomik sıkıntıdan herkes payını aldı.”

Bu nedenle ifadenin anlamını tek bir cümleye sıkıştırmak yerine, kullanıldığı bağlama bakmak gerekiyor.

Deyim olup olmadığı konusunda da dikkatli olmak önemli. Bir sözün halk arasında sık kullanılması, onu otomatik olarak deyim yapmaz. Kalıplaşma, mecazlaşma ve özel anlam kazanma gibi özellikler değerlendirilmelidir.

Bence günlük dilde yapılan en güzel hatalardan biri de burada ortaya çıkıyor: Kelimeleri kullanıyoruz ama onların tarihini ve dönüşümünü unutuyoruz.

Oysa “pay” dediğimiz kelimenin içinde mülkiyet kadar emek, hak, sorumluluk ve sonuç fikri de bulunuyor.

Sizce İnsan Hayattan Hangi Payı Alıyor?

Mahalledeki o arsa meselesi yıllar önce kapandı.

Fakat “payını almak” sözü hâlâ aklıma geldiğinde o üç kardeşi hatırlıyorum.

Murat'ın hesaplarını.

Selma'nın insanlarla yaptığı konuşmaları.

Nermin'in ikisinin arasında kurduğu köprüyü.

Ve en önemlisi, herkesin “pay” kelimesine başka bir anlam yüklediğini.

Belki de mesele tam olarak burada.

Bir insanın payı yalnızca ona verilen değildir.

Bazen verdiği emektir.

Bazen üstlendiği sorumluluktur.

Bazen başkalarının hayatına yaptığı katkıdır.

Bazen de yaptığı bir tercihin sonucudur.

O yüzden bugün bir yerde “Herkes payını alacak” cümlesini duyduğumda artık hemen “Ne kadar?” diye düşünmüyorum.

Önce “Neyin payından söz ediyoruz?” diye soruyorum.

Para mı?

Başarı mı?

Sorumluluk mu?

Acı mı?

Emek mi?

Yoksa yıllar boyunca birlikte yaşanmış bir hikâyenin ortak hatırası mı?

Belki de bir ifadenin gerçek gücü, sözlükte yazan anlamından çok, insanların onu hayatın içinde nasıl kullandığında saklıdır.

Siz “payını almak” sözünü duyduğunuzda ilk olarak ne düşünüyorsunuz?

Sizce bu ifade doğrudan bir deyim olarak mı değerlendirilmeli, yoksa bağlama göre mecaz anlam kazanabilen kalıplaşmış bir söz öbeği olarak mı görülmeli?

Ve daha ilginç bir soru:

Hayatta herkes gerçekten kendine düşen payı mı alıyor, yoksa bazılarının payı daha en baştan mı belirleniyor?

Hikâyenin başlangıcındaki anlatıcıyı güçlendirForum çağrısını daha doğal ve özgünleştir

Hikâyenin başlangıcındaki anlatıcıyı güçlendir

Forum çağrısını daha doğal ve özgünleştir

Tekrarlanan kısa cümleleri sıkılaştır
 
Üst